Kategoriler
Batı Resim Tarihi

7. Korkunç İşkenceler Aleminde: Hieronymus Bosch (1450(?)-1516)

“Bir sanatçı, belki de ilk ve son kez, Ortaçağ insanının yakasını hiçbir zaman bırakmayan korkuya somut ve elle tutulur bir biçim vermesini başarmıştı. Böyle bir yapıt, belki de ancak, eski fikirlerin hâlâ canlılığını koruduğu ve yeni sanatın, sanatçıya gördüğü şeyleri betimleme yöntemlerini vermiş olduğu bu dönemde yapılabilirdi. Belki Hieronymus Bosch cehennem resimlerinden birine, Jan van Eyck’in Arnolfıni’nin Evlenmesi’ndekine benzer bir şeyler yazabilirdi: “Ben de oradaydım”.”

E. H. Gombrich, Sanatın Öyküsü

Kendi yolunda gitmek

Sanat eserleri, sanatçıların özlerinden doğarlar. Bu yüzden sanatçılar gibi sanat eserleri de benzersizdir. Bununla birlikte, genel olarak, gerek sanatçıları gerek eserlerini belirli akımlar altında toplamak mümkündür. Örneğin Leonardo, Rafael, Michelangelo aklımıza Rönesans’ı, Monet, Renoir, Pisarro ise İzlenimcilik’i getirir.

Elbette aynı gruba ait ressamların arasında da farklılıklar vardır. Yaşamlarının çeşitli evrelerinde resim anlayışları değişmiş, altında sınıflandırıldıkları akımların ilkelerinden uzak bir anlayış içerisinde yapıtlar üretmiş olabilirler. Yine de bu ressamları bu akımlarla rahatlıkla eşleştirebiliriz.

Diğer yandan resim tarihi boyunca öyle sanatçılarla da karşılaşırız ki, bu ressamların eserleri belirli bir akımın tipik özelliklerini göstermez. Tabii ki onların eserleri de yaşadıkları dönemden, bu dönemdeki hakim görüşlerden, değer yargılarından, vb. etkilenir. Ancak bu sanatçıların, çağdaşlarınınkilerden çok farklı bir tarzda ortaya koydukları yapıtları, diğerlerinin yanında ayrıksı bir halde kalır.

Yazı dizimizin bu bölümünün konusu olan ressam da tam olarak böyle biriydi. Her ne kadar eserleri, yaşadığı dönem ve coğrafya itibarıyla “Erken Hollanda Resmi” altında kategorize edilse de, yapıtı kendine özgü bir yol izledi. Ne aynı kategoride gördüğümüz Jan van Eyck’teki gibi doğanın en ince ayrıntılarına kadar kopyalanmasını, ne de İtalyan Rönesans’ının görkemli, heykelsi insan vücutları yaratmaya yönelik çabalarını Hieronymus Bosch’un resimlerinde görebiliriz.

Onun eserleri, koyu bir ahlakçılığı muazzam hayal gücünün merceğinden geçirerek izleyiciye sunar.

Doğduğu şehrin adını alan ressam

Ressamın “Hieronymus” olan isminin İngilizce’deki karşılığı Jerome’dur. Bu sözcük Yunanca “hierós” (kutsal) ve “ónyma” (isim) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur, dolayısıyla “kutsal isim” anlamına gelir. O zamanlarda biraz daha farklı yazılıyordu, “Jheronimus” biçiminde…

Hieronymus Bosch 1450 civarında, günümüzde Hollanda toprakları içinde yer alan ve “Dükün Ormanı” anlamına gelen ’s-Hertogenbosch şehrinde dünyaya geldi. Bu kente kısaca Den Bosch (Orman) da denir ve ressam bazı tablolarını imzalarken bu şehri kendi ismine eklemiştir: Jheronimus Bosch (Bosch kentinden gelen Jheronimus).

’s-Hertogenbosch’tan bir kanal

Binnendieze-8

Bosch’un hayatıyla ilgili elde çok az bilgi vardır. Bununla birlikte, hayatının büyük bölümünü Bosch şehrinde geçirdiğini biliyoruz.

Hieronymus’un büyükbabası da ressamdı ve beş oğlundan dördü aynı mesleği seçmişlerdir. Bu nedenle resim yapmayı babasından ya da amcalarının birinden öğrenmiş olması muhtemeldir. Ne yazık ki babasının ya da amcalarının hiçbir yapıtı günümüze kadar ulaşamamıştır.

Diğer yandan Bosch’a ait olduğu düşünülen 25 civarındaki eserin hangilerinin kesin olarak kendisine ait olduğunu tespit etmek de kolay değildir. Zira resimlerinin pek çok taklidi ya da çeşitli varyasyonları yapılmıştır. Benzer şekilde, arkasında Bosch’un imzası bulunan ve zamanında Bosch’a atfedilen bazı resimlerin de aslen kendisine ait olmadığı belirlenmiştir, yani izleyiciyi yanıltmak için sanatçının imzasının taklit edildiği örnekler mevcuttur.

Hieronymus doğduğunda Bosch, bir dükalığın, piskoposluğun, vb. merkezi ya da bir üniversite şehri değildi. Ama gelişen bir ticaret kentiydi. Halkı da genelde, orta sınıf tüccarlardan oluşuyordu. Şehirde çeşitli edebiyat çevrelerinin yanı sıra çok sayıda dini topluluk, manastır, vb. de mevcuttu. Oransal olarak Hollanda’daki diğer tüm şehirlere kıyasla daha fazla kişinin dini bir topluluğa üye olduğu Bosch’ta, dini örgütlenmelerin çokluğu ve bunların arasındaki ekonomik rekabet, şehir içinde kutuplaşmalara neden oluyor, bu durum da Bosch’un sanatında kendini gösteriyordu.

Bu kısa girişten sonra Bosch’un yapıtlarını incelemeye geçebiliriz.

İşte insan!

İncil’de geçen bir öyküde Roma Valisi Pontius Pilatus, İsa’yı kırbaçlattıktan sonra, İsa’nın çarmıha gerilmesi için haykıran halkın önüne onu çıkartır ve şöyle der: “Ecce Homo!” Bu Latince sözü Türkçe’ye “İşte insan!” ya da “İşte o adam!” şeklinde çevirebiliriz.

Ecce Homo, Batı Resim Tarihi’nde karşımıza çok sık çıkan bir konudur ve o dönemlerde genelde iki şekilde çizilirdi: İlk versiyonda, işkence görmüş İsa kalabalığın karşısında hakarete uğrarken, kendisiyle alay edilirken resmedilirdi. İkinci versiyonda ise, kalabalık olmadan, tek başına ya da yanında birkaç kişi ile, kaderine teslim olmuş bir halde beklerken…

Bosch’un resmi ilk kategoriye girer.

Ecce Homo, 1475-1485, Hieronymus Bosch, Städel Museum, Frankfurt

Az önce kırbaçlanan İsa kan revan içinde, çektiği acının arttırılması amacıyla başına dikenli taç takılmış bir halde halkın karşısına çıkartılmış. Resimde sarı boyayla yazılmış üç yazı görüyoruz. Pilatus’un ağzından çıkan, İsa’nın başının hemen üzerindeki yazıda, resmin adını veren “Ecce Homo-İşte insan” yazıyor. Halkın ağzından çıkan, meşalenin sol tarafındaki yazıda “Onu çarmıha ger!” deniliyor. Sol alt tarafta gölge gibi görünen, resmi sipariş verenler ise “Kurtar bizi, Kurtarıcı İsa” diye sesleniyorlar.

Kalabalığı oluşturan figürlerin çirkin yüzleri ve sevimsiz ifadeleri, ruhlarının karanlığını ortaya koymak için yerleştirilmiştir. Benzer şekilde İsa’nın çevresindekilerin tuhaf başlıkları da, izleyicide antipati oluşturmayı amaçlıyor.

Sağ arka taraftaki Kudüs şehri, merdiven şeklindeki sivri çatıları ile tipik bir Orta Çağ Hollanda kenti olarak çizilmiş. Öndeki kalabalığın yoğunluğu ile şehirde görülen tekinsiz boşluk arasında karşıtlık yaratılmış. Dikkatli bakıldığında, şehrin soldaki kulelerinden birinde kırmızı bir bayrak asılı olduğunu fark ediyoruz, bayrağın üzerindeyse hilal var. Böylelikle Bosch, İsa’yı çarmıha gerenler ile, kendisinin yaşadığı 15. yüzyılda Hristiyanlığın en güçlü düşmanı olarak görülen Türkler arasında bağlantı kurmuş.

Biri bizi gözetliyor

Bosch’un eserlerinde insanların bu dünyada işledikleri günahlar ve bunların sonucunda öbür dünyada çarptırılacakları cezalar temel bir yer tutar. Özellikle bu cezaları resmederken sergilediği hayal gücü benzersizdir.

Şimdi bu resimlerden başlıcalarına bakacağız.

Yedi Ölümcül Günah ve Dört Son Şey, yaklaşık 1500, Bosch, Prado Müzesi, Madrid

Bosch’un mu yoksa öğrencilerinden birinin mi elinden çıktığı üzerine tartışmalar devam eden bu yapıtta, Hristiyanlıktaki ana günahlar kabul edilen yedi ölümcül günahın yanı sıra, ruhun bu dünya ve öteki dünyadaki dört aşamasını gösteren “dört son şey” (ölüm, son yargılama, cennet, cehennem) görülmektedir.

Ortada her şeyi izleyen Tanrı’nın gözü, onun içinde de mezarından çıkmış İsa vardır. İsa’nın altındaki yazıda “Dikkat edin, Dikkat edin, Tanrı görüyor” ifadesi yer alır. Gözün üzerindeki, Eski Ahit’ten alınan “Çünkü onlar öğüt dinlemeyen bir halktır, ne de herhangi bir anlayışa sahiptirler” yazısı ile, altındaki “Onlar bilgedir, bunu anladılar, sonlarını düşünüyorlar” ifadesi arasında karşıtlık yaratılmıştır.

Göz resmini oluşturan yedi ölümcül günah (oburluk, aç gözlülük, kibir, şehvet, kıskançlık, öfke, tembellik), Latince isimleri ve bu günahları gösteren yedi sahne ile resmedilmiştir.

Örneğin “oburluk”ta, bir kadının sofraya getirdiği yiyecekleri silip süpüren erkekler görülmektedir. Bir sarhoş, içki şişesini kafasına dikmekte, karşısındaki şişman adam da, kendisi gibi kilolu oğlu masaya uzanırken ona aldırış etmeden tıkınmaktadır.

Oburluk, Yedi Ölümcül Günah ve Dört Son Şey’den detay

“Kibir”de, sırtı izleyiciye dönük bir halde ayakta duran kadının, yeni başlığını seyrettiği aynayı şeytan tutmaktadır.

Kibir, Yedi Ölümcül Günah ve Dört Son Şey’den detay

“Kıskançlık”ta, bileğinde şahin olan zengin bir adamın eşyalarını, sağ taraftaki bir hamal taşımaktadır. Kapıdaki çift, zengin adama hasetle bakarlar. Kızları da kendilerine çekmiştir, camın önündeki bir oğlanla flört ederken, gözleri oğlanın belinde asılı duran para kesesindedir. Son olarak, muhtemelen kıza talip olmuş zengin adam da, kız diğerini sevdiği için, aşktaki rakibini kıskanmaktadır.

Kapının dibinde ise, konuyla ilgili bir Hollanda atasözü resmedilmiştir: “Köpek iki, kemik tek ise, orada anlaşma olmaz.”

Kıskançlık, Yedi Ölümcül Günah ve Dört Son Şey’den detay

“Hırs”ta, davanın taraflarından birini dikkatle dinliyor gibi görünen yargıç, sol eliyle rüşvet alır.

Hırs, Yedi Ölümcül Günah ve Dört Son Şey’den detay

Dört son şey’in “Günahkarın Ölümü” bölümünde, resme soldan giren iskelet biçimindeki ölümün yanında şeytan ve melek vardır. Bu ikisi, ölen kişinin ruhu için Son Yargılama Günü’nde birbirleriyle savaşacak ve kazanan, ruhu cennete ya da cehenneme götürecektir.

Günahkarın Ölümü, Yedi Ölümcül Günah ve Dört Son Şey’den detay

Bosch’un Son Yargılama Günü’ndeki eziyetlere ilişkin hayal dünyasını, bu eserde değil, daha ünlü üç yapıtında görelim.

Bu üç yapıtın her biri “triptik”, yani üç parçadan oluşuyor.

İlkinin adı, konusunu da net biçimde ortaya koyuyor: “Son Yargılama”.

Kendim ettim, kendim buldum

Gül gibi sarardım soldum

Bosch’un “Son Yargılama” triptiğinden üç tane vardır. Bunların en meşhuru Viyana’da bulunandır, diğerleri Bruges’de ve Münih’tedir.

Gerçi diğer ikisi gibi Viyana’daki eserin de yalnızca Bosch’un elinden çıktığı konusunda fikir birliği yoktur. Atölyesinde çalışanlar da resme katkıda bulunmuş olabilirler. Yine de uzmanların büyük bölümü, yapıtın Bosch’a ait olduğu görüşündedirler.

Yazı dizimizin Jan van Eyck’i anlattığımız bölümünde, triptiklerin kapalı durdukları zaman görülmek üzere, dış kanatlarında da resimler olduğunu belirtmiştik. Burada da iki aziz, James ve Bavo, resmedilmişlerdir.

Ancak yapıtın esas vurucu kısmı, tüm triptiklerde olduğu gibi, iç paneldedir.

Son Yargılama Triptiği, yaklaşık 1482, Bosch, Güzel Sanatlar Akademisi, Viyana

Soldaki panelin alt kısmında, uyuyan Adem’in kaburgasından Havva’nın yaratılışı anlatılır. Resimde yukarı doğru ilerledikçe, yılanın verdiği elmayı yiyen Adem ve Havva’nın, elinde kılıç tutan melek tarafından karanlık bir ormana kovalandıklarını görürüz. En yukarıda ise bir ışık demetinin ortasındaki tahtında oturan Tanrı ile karşılaşırız. Kendisine isyan eden meleklerin, tıpkı Adem ve Havva’nın başına geldiği gibi, cennetten kovulmalarını seyretmektedir.

Böylece günah doğmuş ve yeryüzüne inmiştir.

Cennet, Son Yargılama Triptiği’nden detay

boschlastjudgementvilt

Orta panoda resmedilen Son Yargılama, yani İsa’nın yargıçlığında insanların cennete ya da cehenneme gönderilmeleri, sanat tarihinde çok popüler bir temadır. Son Yargılama resimlerinde genel olarak, cennete kabul edilenlerin mutluluğu ile cehenneme atılanların umutsuzluğu arasındaki karşıtlık vurgulanır.

Buna karşın Bosch’un yapıtında ruhları kurtulanlar çok azdır. Sayısız ruh ise, insan, hayvan hatta bıçak, varil, vb. eşya karışımı yaratıklar tarafından türlü işkencelere tabi tutulmaktadırlar.

Son Yargılama, Son Yargılama Triptiği’nden detay

Bosch böyle işkenceleri tasarlarken Dante’nin İlahi Komedya’sından yararlanmış mıdır, bilemiyoruz. Ama İtalyan yazarın cehennemdeki yolculuğunda olduğu gibi, insanın kendisini Bosch’un resminin büyüsüne teslim edip ressamın hayal gücü denizinde maceralara açılması çok ilginç bir deneyim sunabilir.

Burada neler yoktur ki?

Bir ağacın dallarının vücutlarının çeşitli yerlerinden ok gibi girip çıktığı üç kişi; dev bir çakının tehdidi altında korkuyla sinen diğerleri; uzun gagalı bir canavar tarafından okla avlanıp kurban edilmek üzere elleri ve ayaklarından bağlanarak götürülen bir adam; kırmızı kıyafetli canavarın doğrayıp omletine malzeme yapmak için tavada pişirdiği biri; dikenli çemberler içinde yürütülmeye zorlananlar; bir uzun ve on bir kısa bıçağın üzerine kırmızı bir rampadan çırılçıplak şekilde kaydırılmaya hazırlanan biri ve daha nice işkenceler…

Bunların bir bölümünü, günahkarların işledikleri suçlarla ilişkilendirmek mümkündür: Solda obur bir adam, iki canavarın tuttuğu fıçıdan bir şeyler içmeye zorlanır, bu içeceğin ne olduğu da dikkatli gözlerden kaçmaz; şehvet günahını işlemiş kadın çatıda çırılçıplak halde yürürken bu sefer dikkatini çektiği, korkunç bir sürüngendir; sağda arkaya doğru ise, öfkeleri yüzünden cehenneme atılanlar örsün üzerinde dövülürler ve tabanlarına nal çakılır.

Son Yargılama bu şekilde çizildikten sonra, cehennem de ister istemez onun tekrarı haline gelmiştir. Ortadaki şeytan, gelen ruhları kabul eder.

Cehennem, Son Yargılama Triptiği’nden detay

Samanlıktan kaldıramadım samanı

Şimdi geldi koklaşmanın zamanı

Bosch’un inceleyeceğimiz diğer triptiği “Saman Arabası”.

Bu yapıttan iki tane vardır. Bunlardan biri Madrid’de Prado Müzesi’ndedir. Diğeri ise Madrid yakınlarında, 16. yüzyılın Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte en güçlü iki hükümdarından biri olan İspanyol İmparatoru II. Felipe’nin ikametgahı olarak yapılmış El Escorial Manastırı’ndadır.

El Escorial Manastırı, İspanya

Günümüzde sanat tarihçileri, bu yapıtlardan hangisinin orijinal, hangisinin kopya, yoksa ikisinin de mi kaybolan orijinal bir resmin kopyası olduğu üzerinde fikir birliğine varamamışlardır.

Bir iki çok küçük detay dışında, iki resim de birbirinin tıpatıp benzeri olduğu için, biz bir tanesini inceleyeceğiz.

Saman Arabası Triptiği, yaklaşık 1516, Bosch, Prado Müzesi, Madrid

Resme baktığımızda, Son Yargılama Triptiği’nde olduğu gibi soldaki panoda cennetteki hikayelerin resmedildiğini görüyoruz. Bu sefer aşağıdan yukarı değil, ters yönde akan öykülerde yine isyankar meleklerin cennetten kovulmaları, Havva’nın yaratılışı, yılanın sunduğu elmanın kabul edilmesi, Adem ve Havva’nın cennetten sürülmesi karşımıza çıkıyor.

Keza sağdaki panoda da yine türlü işkencelerle bir cehennem tasviri bulunmaktadır.

Orta panoda ise, dünyanın karmaşası içinde işlenen günahlar, bir saman arabası alegorisi aracılığıyla betimlenmiştir.

Dünya, Saman Arabası Triptiği’nden detay

Saman o dönemde sıkça kullanılan bir simgeydi. Samanın ucuz bir nesne olması, dünya malının değersizliğine atıfta bulunuyordu. 1470 yıllarındaki Hollandaca bir şarkıda ise, Tanrı’nın yeryüzüne iyi şeyleri bir saman balyası gibi yığdığı ama her insanın bu yığının tamamını ele geçirmeye çalıştığı anlatılıyordu.

İçlerinde papa, imparator ve dükün bulunduğu kalabalık bir grup, saman arabasının arkasından gitmektedir. Papa, imparator ve dük bu saman arabasının sahibi oldukları için rahattırlar ve yedi ölümcül günahtan biri olan gurur içinde, kendilerinden emin bir halde ata binmektedirler.

Resimde görülen diğerleri arabadaki samandan bir tutam koparabilmek için çeşitli yollar denerler.

Ortadakiler birbirleri ile kavga eder hatta biri cinayet bile işler. Arabanın tekerlekleri altında ezilenler görülür. Merdivenle arabanın üzerine çıkmak isteyenler, yabalarla saman çalmaya çalışanlar vardır.

Sol altta, elinde sopa ve yanında çocukla yürüyen adamın başındaki uzun şapka, kendisinin sahtekar biri, bu örnekte muhtemelen sahtekar bir dilenci olduğunu göstermektedir. Aynı sahtekarlık, ortada altta, hastasını kandırmak için masasının üzerinde bir kalp çizimi, şişeler, vb. bulunan yalancı doktorda da görülür.

Sağ tarafta ise, oburluk günahını işleyen şişman keşişin talimatlarıyla rahibeler büyük bir çuvala saman istiflemektedirler.

Bu harala gürele içinde, korkunç yaratıkların saman arabasını sağ panoya yani cehenneme doğru çektiklerini kimse fark etmez.

Resmin tepesinde beliren İsa’yı, saman arabasının üzerinde, kendisine dua eden meleğin dışında kimsenin fark etmediği gibi…

Bu meleğin yanındaki iki çift, şehvet günahını işlemektedirler. Kıyafetlerinden, arkadaki çiftin köylü, önde, oturan çiftin ise zengin olduğu anlaşılmaktadır. Dönemin koyu dinci anlayışında, içki ve müzik zinayı çağrıştırdığı için ayıplanırdı. Nitekim, ut çalan aşığa sağdaki mavi canavarın flütüyle eşlik etmesi, müziğin başlı başına günah olduğunu izleyiciye duyurur.

Ne garip zamanlarmış…

Neyse ki bugün, günah olduğu için müzik dinlemeyen, içki içmeyen insanlar neredeyse kalmadı.

Yani Orta Çağ’ı geride bırakmış ülkelerde kalmadı.

Diğerlerinden her şey beklenir.

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Son triptiğimiz ise “Dünyevi Zevkler Bahçesi”.

Triptiğin arka tarafında, dünyanın yaratılması görülmektedir. Tanrı sol yukarıda, nedense çok küçük çizilmiştir. Bir yoruma göre bunun nedeni, Tanrı’nın dünya üzerindeki küçülen etkisini vurgulamaktır.

Kutsal Kitap’a göre Yaratılış’ın üçüncü gününde toprak ve denizler, meyve veren ağaçlar yaratılır. Ancak henüz insanlar ve hayvanlar ortada yoktur. Yapıtına konu olarak Yaratılış’ın üçüncü gününü seçerken ressamın amacı, dünyanın bu boş hali ile birazdan göreceğimiz triptiğin iç kısmındaki keşmekeş arasında keskin bir karşıtlık yaratmaktır.

Dünyanın yuvarlak şekline vurgu yapmak için ışık, dünya sanki camdan bir küreymişçesine yansıtılmıştır.

Dünyevi Zevkler Bahçesi-Kapalı Görünüm, yaklaşık 1500-1505, Bosch, Prado Müzesi, Madrid

Triptiğin açık hali, orta panel, Bosch’un en bilindik eserini gözler önüne serer.

Dünyevi Zevkler Bahçesi-Açık Görünüm, yaklaşık 1500-1505, Bosch, Prado Müzesi, Madrid

Daha önceki eserlerde gördüğümüz üzere, burada da sol panelde cennet, sağ panelde cehennem betimlenmiştir. Orta panelin yorumlanmasına ilişkin olarak ise uzmanlar farklı görüşler öne sürerler. Ressamın diğer yapıtlarına benzer şekilde ahlaki bir uyarı olabileceği gibi, cinselliğin masumiyeti olarak da okunabilir.

Şimdi panellere bakalım.

Kapalı halinin Yaratılış’ın üçüncü gününü resmettiğini belirttiğimiz eser, açık haldeyken sol panosundaki cennet tasvirinde Yaratılış’ın son üç gününü – dördüncü, beşinci ve altıncı günleri – gösterir. Böylece, bir bölümü Bosch’un hayalinden doğan, çeşit çeşit hayvanlar ortaya çıkmıştır. Ortada Hayat Çeşmesi, önde ise Adem ve Havva görülür.

Ancak Bosch’un daha önceki yapıtlarında karşılaştığımız gibi, ilk günah ve insan soyunun cennetten kovulması resmedilmemiş, bunun yerine Adem ve Havva’nın İsa tarafından kutsandıkları an gösterilmiştir. Kutsal Kitap’ta İsa onlara şöyle der: “Bereketli olun ve çoğalın.”

İsa, Adem ve Havva, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Bununla birlikte, Bosch bu mutluluk diyarında bile kötülüğün, acımasızlığın tohumlarını göstermekten geri durmaz. Aslında yine Kutsal Kitap’a göre cennette hayvanlar barış içinde yaşarlarken, Bosch bunu değiştirmiş, kendilerinden küçükleri yiyen hayvanları resmine eklemiştir.

Orta panele geçtiğimizde, sol panelle aynı gökyüzüne sahip olduğunu görürüz. Böylece iki panel arasında ilişki kurulmuştur. Arka taraftaki denizde dünya benzeri bir küre sudan çıkmaktadır. Onun çevresine, yine tamamen hayal ürünü iki pembe, iki mavi dört mimari şekil çizilmiştir.

Ortada yer alan yuvarlak havuzun içindeki farklı ırklardan genç kızların çevresinde, atlara, develere, ineklere, vb. çeşitli hayvanlara binerek dönüp duran oğlanlar görülür.

Ön planda ise doğayla uyumlu, onun bir parçası halindeki pek çok çıplak, neşeli figür vardır.

Dünyevi Zevkler Bahçesi (orta pano), Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden Detay

“Bahçe” kavramı yüzyıllar boyunca edebiyatta aşıkların mekanı olarak karşımıza çıkmıştır. Bosch’un bahçesinde de şarkılar söyleyen kuşlar, zarif çiçekler, aşıkların buluştuğu çadırlar, ortada bir çeşme, vs. vardır.

Yapılan araştırmalarda, resimdeki meyve, hayvan, vb.’nin Bosch’un zamanında popüler olan şarkılardan, deyimlerden, argo ifadelerden esinlendiği belirlenmiştir. Örneğin aşıkların ellerindeki pek çok meyve, cinsel organları sembolize eder. “Meyve toplamak” ya da ortadaki gölün etrafındaki “at binme” eylemi argoda “cinsel ilişkiye girmek” demektir. Ön plandaki figürlerin okşadıkları/taşıdıkları görülen balıklar da, eski Hollanda atasözlerinde erkeklik organı için kullanılır.

Meyve toplayan gençler, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Birinci balık, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

İkinci balık, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Eleştirmenler yapıt üzerinde fikir birliğine varamamaktadırlar. Bosch’un diğer resimlerinde olduğu gibi, figürlerin günah işlediklerini kesin olarak söyleyemeyiz. Evet, şehvet ve zina günahlarını işliyor olabilirler. Ama bu panelde, günahın bilinmediği, insanın ve insanlığın masumiyetini yitirmediği, hayvanlar ve bitkilerle uyum içinde yaşanan, hayali bir kadim zamana ve bolluk diyarına duyulan özlemi görmek de mümkündür.

Günahkarlıkla masumiyet arasında gidip gelen figürlerden bazılarına bakalım…

Erik kafalı adamla seviştikten sonra onu aşk dolu gözlerle seyreden genç kız, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Image

Eşinin kıçını vazo olarak kullanan oğlan, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Bir kuş tarafından beslenen insanlar, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Bosch’un niyetini bir süreliğine kenara bırakırsak, resimde ne görüldüğü, izleyicinin dünyayı algılama biçiminden etkilenir.

Çünkü başka pek çok yerde olduğu gibi, sanat eserlerinde de bir ölçüde kendimizi görürüz.

Bu resme bakan tutucu birinin orada burada koşuşturan günahkarları; özgür düşünceli bir diğerinin ise mutluluğun alegorisini görmesi şaşırtıcı olmaz.

Ben ikinci gruptayım. Bu yüzden orta paneldeki figürler bana, bu bölümün başlığına aldığımız Sabahattin Ali’nin ünlü şiirindeki “sevişen yaramaz çocuklar gibi” dizesini anımsatıyor.

Ama sağ panele baktığımızda, tartışmaya yer bırakmayan bir kesinlikle karşılaşırız. Günahkarların çektikleri eziyetler, daha önceki eserlerde görmediğimiz bir boyuta ulaşmıştır. Arkadaki binalar yalnızca yanmakla kalmaz, patlarlar ve önlerindeki nehri kana boyarlar. Bir tavşan ayaklarından bağlanmış birini taşır ama bu sefer kurbanın karnından kanlar da fışkırmaktadır. “Saman Arabası”nda günaha çağıran müzik enstrümanları burada işkence aletlerine dönüşmüşlerdir: Bir kişi arpın tellerinde çarmıha gerilmişken, başkası, yaratıklardan birinin çaldığı mavi davula hapsedilmiştir. Başka enstrümanların daha da sevimsiz cezalara aracılık ettikleri görülür.

Cehennem, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Şeytanlardan birinin başındaki beyaz bayrakta görülen yeşil hilal, “Ecce Homo”da karşılaştığımız gibi yine Türklere atıfta bulunmaktadır.

Hilalli bayrak taşıyan şeytan, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Elbette, işledikleri günahlara uygun şekilde cezalandırılan insanlar da unutulmamışlardır: Tembel adamın yatağını şeytanlar basar, obur yediklerini kusmaya zorlanır, güzelliğinden gurur duyan kadın da yüzünü kendisine sarılan yeşil bir şeytanın poposundaki aynadan seyreder.

Tembellik, oburluk ve gurur günahlarını işleyenler, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Detail Of The Prince Of Hell, The Garden Of... | Hieronymus Bosch ...

Kafasının üzerinde silindir taşıyan, vücudu kırık bir yumurta, bacakları ağaç kütüğü, ayakkabıları ise kayıklar olan adama ve yüzündeki hüzünlü ifadeye, ikna edici bir açıklama getirilememiştir.

Ağaç adam, Dünyevi Zevkler Bahçesi’nden detay

Zaten Bosch’un yapıtlarında açıklanması gereken çok alan vardır. Sanat tarihçisi Erwin Panofsky bu durumu şöyle yorumlar: ““Bosch’un deşifre edilmesi” işine adanan bu ustaca yapılmış, bilgili ve bir açıdan son derece faydalı araştırmalara karşın, onun muhteşem kabuslarının ve gündüz düşlerinin gerçek sırrının hala ortaya çıkartılması gerektiğini düşünmekten kendimi alamıyorum. Kilitli odanın kapısında birkaç delik açtık ama bir türlü anahtarı keşfetmiş gibi görünmüyoruz.”

Kötülük dolu dünya

“Bosch” denilince doğal olarak akla canavarlar, şeytanlar gelir. Her ne kadar ününü bu tür korkutucu figürleri yaratan hayal gücüne borçluysa da, aslında Bosch’un yapıtlarının yarısından fazlası geleneksel Hristiyanlık konularına adanmıştır.

Bunlardan bir tanesini anlatarak yazı dizimizin bu bölümünü sonlandıralım. Resmin konusu, Botticelli’den söz ederken sık sık karşımıza çıkmıştı: Müneccim Kralların Tapınması.

Müneccim Kralların Tapınması, yaklaşık 1485-1500, Bosch, Prado Müzesi, Madrid

Soldaki ve sağdaki panellerde resmi sipariş edenler diz çökmüş halde görünmektedirler. Yanlarındaki aile armalarından bu kişilerin Peter Bronckhorst ve Agnes Bosshuysse oldukları anlaşılır. Ayakta duranlar ise, siparişçilerin isimlerini aldıkları azizlerdir: Aziz Peter ve Azize Agnes.

Bakire Meryem bir heykel gibi görkemli çizilmiştir. Önündeki tahta direk sayesinde, Meryem ve kucağındaki İsa diğerlerinden ayrılırlar. Arka taraflarındaki duvar ve üstlerinin yine direklerle kapalı olması, bu ikisi sanki tahtta oturuyorlarmış izlenimi yaratır. Meryem ve oğlunun ağırbaşlı, sükunetli halleri, ahırın sağından, içinden, tavanından merakla bakan köylülerin kaba saba tavırları ve pejmürde kılıkları ile karşıtlık oluşturur.

Bakire Meryem ve İsa, Müneccim Kralların Tapınması’ndan detay

Ahırın kapısında duran yarı çıplak figürün ne anlama geldiği, Bosch’un diğer yapıtlarında da pek çok kez karşılaştığımız üzere, netliğe kavuşmamıştır. Bununla birlikte bacaklarının arasından sarkan yeşil şeridin üzerindeki şeytanlar, söz konusu figürle ilgili pek hoş çağrışımlar yapmamaktadır.

Kapıdaki adam, Müneccim Kralların Tapınması’ndan detay

Fine Art Print The Adoration of the Magi, detail of the Antichrist, 1510 (oil on panel)

Zaten kötülük ve günah, eserin arka planına sinmiştir. Sol panelde, gayda çalan birinin peşinden dans ederek giden bir çift resmedilmiştir. Daha önce belirttiğimiz gibi o dönemde müzik, şehvet günahının aracı olarak kabul edilmekteydi.

Buna ilaveten Bosch müzik aleti olarak özellikle gaydayı seçmiştir. Çünkü gaydanın görünüşü itibarıyla penisi ve testisleri çağrıştırdığı düşünülmekteydi.

Dans eden köylüler, Müneccim Kralların Tapınması’ndan detay

The Adoration of the Magi Detail Bagpipes Hieronymus Bosch Art ...

İsa’ya tapınmaya gelen müneccim krallardan ikisinin orta paneldeki takipçileri birbirleriyle savaşmaktadırlar. Orta Çağ’daki bir efsaneye göre, müneccim krallar aslında azılı düşmanlarmış. İsa’nın dünyaya geldiğine tanıklık ettikten sonra barışmışlar.

İki kralın takipçileri, Müneccim Kralların Tapınması’ndan detay

Kudüs de garip binaları ve bomboş sokakları ile tekinsiz bir yer olarak resmedilmiştir.

Yeri gelmişken bir detayı daha belirtelim. Orta Çağ’da ve hatta sonrasında ressamlar, İsa zamanındaki Kudüs’ün nasıl göründüğünü bilmedikleri için, eserlerinde Kudüs’ü çizerken kendi yaşadıkları şehirleri örnek alırlardı. Burada da Hollanda manzarasının tipik unsurlarından yel değirmeni resme yerleştirilmiştir.

Kudüs, Müneccim Kralların Tapınması’ndan detay

Sağ panelde, vahşi hayvanların saldırısına uğrayan bir kadın ile erkek görülmektedir.

Vahşi hayvanların saldırısı, Müneccim Kralların Tapınması’ndan detay

Sol paneldeki bir noktanın da altını çizerek eserimizi anlatmayı sonlandıralım: Bakire Meryem’in kocası ve İsa’nın dünyevi babası olan Yusuf’un bir ateşin başında İsa’nın bezlerini kuruttuğu bina, yıkık dökük haliyle, İbrani peygamberi Davut’un sarayıdır. Müneccim Kralların Tapınması konulu resimlerde sıkça karşımıza çıkan bu ayrıntı, İsa’nın doğumuyla beraber Eski Ahit’in, dolayısıyla Yahudiliğin geçerliliğini kaybettiğini, artık Yeni Ahit’in ve Hristiyanlığın hükmünün başladığını gösterir.

Bazı resimlerde ise, yıkıntı halindeki binada Roma dönemi tanrılarının heykelleri görülür. O zaman bu binayı, yine İsa’nın doğumuyla yok olan, Roma’nın pagan inançları biçiminde yorumlamak gerekir.

Yıkık bina, Müneccim Kralların Tapınması’ndan detay

Bosch’un mirası

Yazımızın başında, Bosch’un yapıtının kendine özgü bir yolda ilerlediğinden söz etmiştik. Bu nedenle eserlerinin çağdaşları üzerindeki etkileri, sanatçının yeteneği ve hayal gücünün genişliğiyle orantılı bir seyir izlemedi. İlerideki bölümlerde kendisinden söz edeceğimiz Yaşlı Pieter Brueghel başta olmak üzere bazı ressamlar yapıtlarında Bosch’un figürlerinden esinlendilerse de, bu durum herhangi bir ana akıma dönüşmedi.

Bununla birlikte 20. yüzyıla gelindiğinde gerçeküstücü ressamlar Bosch’tan etkilendiler. Örneğin, ikisi de İspanyol olan ve Bosch’un eserlerini Madrid’deki Prado Müzesi’nde görme şansını yakalayan Miro ve Dali’nin bazı yapıtlarında Bosch’un izlerini takip etmek olasıdır.

Bosch’un eserlerinin genel bir akıma evirilmemelerinin bir nedeni bu ressamın özgünlüğü ise, en az onun kadar önemli diğer bir nedeni de, insanlık tarihinde yeni bir dönemin başlamakta olmasıydı.

Artık insanlık, cehaletin ve korkunun beslediği Orta Çağ’ın koyu dinci anlayışından, hayali şeytanlarından, yaratıklarından sıyrılıyor, aklın ve deneyin ışığında, “cesur yeni dünya”nın kapısını aralıyordu.

Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde değineceğimiz ressam, bu dünya ile özdeşleşmiş, Bosch’un aksine kendisinden sonraki sayısız ressamı etkilemiş, ismi günümüzde dehanın tanımı olarak kullanılmaya devam eden bir sanatçıdır.

17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir